The Tenant ile Polanski Neyi Anlatmak İstiyor?
Aslında dışa dönük ve kibar olmasına karşın derinlerinde varoluşsal soruları barındırıp bunları kendisine soran (zorla sordurulan demek daha doğru) bir bekarın (Trelkovsky) sonu intihar olan şizofrenik, nevrotik hallerini mi?
İntiharı hayret uyandıran, çevresine göre belki neşeli, özde fransız olmayan (anlatı bireysel-ruhsal ise önemi yok uyruğunun) bir kadın (simone) var eski kiracı. Kadının gizemli olduğunu sonradan öğreniyoruz, Trelkovsky de (yeni kiracı) o tarz bir şeyler söylüyor filmin başında; bir insanın içinde neler var bilemeyiz gibilerinden… Ancak tematik olarak izleyeciye verilecek bu idiyse biraz zayıf kalıyor anlatılar. İşaretleri söyleyeyim; Kadim mısır medeniyetine ilgili olan (ki labirent bir ruhu ve her an bir intiharı vardır böyle bir kadının) Simone… Karşı tuvaletteki esrarengiz haller, işaretler, metafizik handikapları olagelmiş modern bireyin, duvara saklanmış bir dişle gizlere salınması… Trelkovsky’nin, bayan arkadaşının (Stella) yatağında onunla sevişmeyi bırakıp sığ olduğu kadar komik sorusu; “Kafamı kopardıklarında, ben ve vücudum mu diyeceğim yoksa ben ve kafam mı?!” işte size varoluşsal dibe vurma?! Bu mudur? Hayır.
Apartmanda ilişkiler aslında çok da sıradan seyrediyor, ev sahibi huysuz ihtiyar, kapıcı, aslen fransız olduğu için midir nedir ayrıcalıkları olan apartman sakinesi (Madame Dioz), cafe işletmecisi… Hepside dondurma suratlı, duygusuz ve iticiler! Bir açıdan bakınca Trelkovsky’yi (bizatihi Polanski’yi, zira kendisi boşuna oynamamış bu rolü) komplekse iten şey (sosyo-antropolitik) aslen Polonyalı oluşu ve sigara markasına kadar örgütlenmiş çevre kişilerin (fransız asıllılar) kusursuzca oynadıkları yokedici rol. Fransız gibi düşünüp, (belki) fransız gibi yaşamak isteyen birisini dışlama, “o kaçınılmaz son”a itekleme. Dışlanmışlık imgesi Polanski’de haddinden fazla. Dikkate değer bir imge bu film açısından da… Bu mudur? Evet.
Yine de görüntü, ışık ve ses Polanski farkıyla sunuluyor, bu eski film izlenmeye değer.