Amores Perros (2000)

Octavio aylağın tekidir. Eşya üstüne eşya yığılı, daracık evde ayak bağından başka bir şey değildir. Ağabeyi Ramiro’nun karısına ilgi duymaktadır üstelik. İşsiz güçsüz, bir baltaya sap olamamış, Mexico City’nin varoşlarında pinekleyen bir asalak. Bir gün, köpeklerini dövüştürerek para kazanan Jarocho, zafer sarhoşu köpeğini Cofi ye saldırtır. Cofi Octavio’nun köpeğidir ve beklenmedik bir şekilde Jarocho’nun köpeğini öldürür. O saatten sonra Octavio, köpeği Cofi’yi dövüştürerek para kazanmaya başlar. Ailesiyle birlikte Mexico City’de sefil, bataklık içerisinde yaşadıklarını ve yaşamından sık sık şikayet eden Susana’nın (abisinin karısı) da kendisiyle birlikte bu şehirden gitmek isteyeceğini düşünmektedir. Hayalini buna göre kurar. Birlikte para biriktirmeye başlarlar kaçış için… Jarocho Octavio’ya karşı kin duymaktadır. Bir gün dövüşlerin yapıldığı yerin sahibini aracı tutarak Octavio’ya özel bir dövüş teklif eder. Kırk bin koymuştur. Octavio kabul eder. Eve gelip parayı alacakken, abisinin, karısıyla birlikte evi terk ettiklerini annesinden işitir. Parayı koydukları çantaya koşar. Para uçmuştur. Bu planın tamamen abisine ait olduğunu düşünmektedir. Bahis parasını bir şekilde denkleştirir ve dövüş yerine giderler. Jarocho’nun planı işlemektedir. Dövüş esnasında Cofi’yi silahla vurur. Octavio da Jarocho’yu bıçaklar yaralı Cofi’yi de alıp kendisini köpek dövüşü işlerine bulaştıran arkadaşıyla birlikte arabayla kaçar. Jarocho’nun adamları da silahlı bir şekilde peşlerindedirler. Ve hızla kaçarken kaza yaparlar. Bir kadının arabasına çarpmışlardır. Orası cehenneme döner. Cofi yerde yaralı yapmaktadır. Arabadakileri inceleyip bir çırpıda ceplerindeki parayı iç eden pejmürde bir adam yaralı Cofiyi alıp ordan uzaklaşır. Octavio iyileşmiştir. Bir gün ağabeyi vurularak öldürülür. Su testisi su yolunda kırılır tarzı bir ölümdür ve Octavio’yu neredeyse mutlu eder. Cenazenin yanı başında, maşuğuna neden gittin? Diye sormaktan çekinmez. Şehri terk edeceğini, Onu da götüreceğini, falanca saatte şurada bekleyeceğini söyler maşuğuna. Otobüsün hareket saati gelmiştir. Kadın gelmez, zaten yeni doğacak oğluna isim bulmuştur: Ramiro.
Eşya ve Mexico City

Mexico City. Dünyanın en kalabalık şehri diye anlattılar uzun yıllar, hala öyledir her halde… Filmde eşya yakın çekimdedir. İçimize kadar girer. Ayrıntıların hepsini hatırlarsınız çıkınca. Şehir tıkış tıkıştır. Ev eşyaları; dolaplar, ortası göçmüş yataklar, küllükler, pantolon kemerleri…Tıka basa doldurulmuş hayatlar…Öte yandan lüks daire, artistik işlemeli panolar, lüks otolar, lüks yaşamlarla Yoksulluk / zenginlik göstergesi metaları çarpıştırarak gözümüze gözümüze sokmuştur Inarritu.

Ağabey Ramiro

Hırsız, arsız, esrarkeş…Serseri. Bu serseriliğinin verdiği garip bir cazibesi var karısının üzerinde. Hani bilirsiniz. Özellikle genç kuşak kızlar, kadınlar serseri ruh ararlar biraz da. Benim için vursun kırsın isterler. Ateşîn olsun isterler. İşsiz güçsüzmüş, şöyle böyleymiş bazı zamanlar unutulur bu. Zaten karısı bir diyalogda “her zaman böyle kötü değil” demişti Octavio sorduğunda…Hırsız dedim ya, son işi büyük tuttu Ramiro. Banka soygunu. Hayal pilavına kaşık çalanlardan birisi olduğunu, emniyet görevlisinin kurşununa hedef olduğunda öğrendi. Hayattan bir şey öğrenmek için çok geç bir an…

Köpek Cofi

Bir bahçe köpeğiyken, izinsiz evden ayrıldı. Uzaklaştı. Kendi isteği dışında Pancho adlı bir köpekle dövüştürüldü. Burada kanla tanıştı. Sonra karşısına çıkarılan her köpeği boğdu parçaladı. İçinde saldırganlık hep var olduğu halde bu yöndeki güdüsü iyice gelişmişti artık. Rakipleriyle dövüştürüldü. Kendisinden istenileni hep yaptı. Vurulduğunda köpeklere düşkün bir adam onu aldı, evine götürdü. İyileştirdi. Adamın evinde bir çok köpek vardı. Cofi bir gün onların hepsini öldürdü. Bunun bir nedeni yoktu çünkü o cins bir köpekti ve “köpekliğinin gereğini yaptığı için” diğerlerine gözü gibi bakan adam silahını cofi’ye doğrultmasına rağmen onu öldüremedi. Neden? Çünkü adam, tabiiyetler, mizaçlar, ilişkiler konusunda filmin en baba karakteriydi. Üzerinde bir bilgiçlik vardı. Biliyordu…Yerli yerine oturtuyordu her şeyi.

Octavio ile maşukunun birlikteliği

Octavio’nun zaafı, öne sürdüğü şeyin sadece kendi tarafından kabul görülebilir olduğunun ve aşığının, ondan gelen her şeye tevessül etmediğinin farkında olmayışıdır. Para ve seks isteği hariç. Kadın Octavio’ya aşık olmadı. Bunun nedeni sadece evli ve çocuklu bir kadın olması değil, kocası Ramires’in, onda yer ettiği garip çekiciliğiydi.

Octavio’nun kazada çarptığı kadın

Manken, aranan yüz. Zengin adama yosmalık yapan birisi. Şehri öteki yüzü. Filmde var çünkü o da bir hikaye sahibi. Kaza anında oradan geçen birisi olarak düşünün kendinizi. Bir kadın diyeceksiniz sadece… Adam arabayla bir kadına çarptı, kadın kanlar içerisinde kaldı…Kurtarılmayı bekledi… Oysa orada olan her bir kişinin yaşamını, hikayesini merak etmişimdir ben. Bakın onlara kirli paslı bir adam yardım ediyor. Onun hikayesini merak ederim. Diğerlerinin… Bir kader çizgisiyle kesişenlerin…Farklı yaşamların…Kadın kazada ölebilirdi. Sevgilisi olan zengin adam, yarın bir gün sakat kalacak bir kadın için karısını ve iki kızını terk etmiş olabilirdi. Bu olmadı ama ne uğruna çoluk çocuğunu terk ettiğini, karısına sonradan telefon açıp konuşamayınca anladı. Bu da geç bir tecrübeydi artık…Bir kavşakta resmedilen farklı kader çizgileri… Bu filme bu yüzden râm oldum. Harika bir iş başarmış Inarritu. Harika. Özendim gerçekten. Kıskandım…

Pejmürde adam

“Gözlüğümü takmıyorum çünkü tanrı bozuk görmemi istiyor” repliğinin sahibi, eski bir devrimci. Zapata yanlısı olsa gerek. Dünyayı düzeltmeye kalmış. Hapse düşmüş. Unutulmuş, unutturmuş…Dinginleşmiş ve sonradan ruhu kendi mecrasına çekilmiş bir adam. Belki de düzelmeyecek bir dünya için aile saadetini yok saymış. Sonradan kızının hasretiyle yanar olmuş. Meczup gezer olmuş sokaklarda. Köpeklerle dostluk kurmuş. Sadakat namına aradıklarını köpeklerde bulmuş gibi bir havası var. En başta kendi iç acısına, kendisini sadakatsiz olarak kabul etmesine bir göndermedir onun bu hali.

Pejmurde adam filmin toparlayan karakteridir. Kesik kesik, farklı bir teknikle bağlanmıştır hikayeler. Aslında bağımsız / ilişkisiz hikayeler gibi durur ancak bu adamın gözlerine baktığımızda tüm hikayeyi bir bütün arz eder halde okuyabiliriz. Mexico City’i izlemektedir O. Kiralık katildir ancak, kimin öldürülmesi gerektiği, kimi öldürmenin kendi işi olmadığı konusunda muazzam teknikler, deneyimler kullanır. Onu bir öldürme işi için tutan adamı uzaktan izlerken, göz göze geldikleri sahne tam anlamıyla kopmuş bir sahnedir. Kaybedecek bir şeyi olmayan adamın kaybetmekten korkan bir zengine gönderdiği, dehşet verici sakin bakış ve hafif bir gülümseme.. Bize bir hayat dersi verir. Kaza anında arabaya sokulduğunda Octavio ve arkadaşının, diğer kadının hikayelerini kentle özdeşleştirip ezberden okuyabilecek bir kıvamdadır. Bir takım karakteristik kabulleri aşmıştır (Mexico City’de etik, insani, örfi kabulleri örselemeyen tek varlık köpek Cofidir sanki…). Tam bir kokuşmuşluk hali. Kızının evine maymuncukla girer… Para çalar… pisikopatlık yaparken onu hayretle izlersiniz…Cep telefonunu çıkarıp, kızının ev numarasını çevirerek telesekretere yaptığı konuşma içler acısıdır. O da Octavio gibi, hayatta umduğu noktada değildir. Geride kırık bir hayat ve devamı uğruna ufka doğru, sırtında çanta yanında yeni ismiyle Zenci (Cofi) yürümeye başlar..

Köpekler

Octavio’nun gözünde köpek bir eğlence, gelir getiren bir şey. Model olan kadının gözünde köpek bir süs ve Pejmürde adamın gözünde köpek, kaypak olmayan, kendi doğasıyla içkin canlı bir varlıktır. Ve bu rollerin aşkları da köpekleriyle paraleldir.

Şiddet

Inarritu’nun şiddet kurgusu ve anlatımı çok çarpıcı ve başarılı. Köpek dövüşlerindeki kanlı sahneler dehşet verici mesela. Kaza anındaki açılar ve yine kan öğesi keza öyle. Pejmurde adamın evinde, Cofinin diğer köpekleri boğduğu sahne… Görünür yüzü doğrudan doğruya insan iradesiyle tertiplenmemiş bir şiddet anlatımı var filmde. Kaza kazadır, kaza sonrasında gözle görebileceğimiz şeyleri kamera açısından görürüz. Köpek dövüşü meselesi bu açıdan biraz sorunlu. Yine de şiddetin yansıması açısından insan iradesi dolaylı bir faildir orada diyerek Inarrituya laf kondurmayayım.

Velhasıl “biz aslında kaybettiğimiz şeyleriz” özdeyişiyle sona eren Amores Perros; özgün kurgusu, başarılı oyuncuları ve en önemlisi yönetmeni Alejandro González Iñárritu ‘nun ayrıntılardaki mükemmeliyetçiliği göz önüne alındığında mutlaka izlenecekler listesinin en tepesinde bulunması gereken bir baş yapıttır.

Özgün adı : Amores perros (ing. Loves Dogs)

mal”>Yönetmen : Alejandro González Iñárritu

Tür : Drama

Ülke : Meksika

Süre :153 dk

Imdb notu : 8.1/10

El Chivo (Pejmürde Adam) : Emilio Echevarria

Octavio : Gael Garcia Bernal

Susana (Octavio’nun maşuğu): Vanessa Bauche

Valeria (Manken Kız) : Goya Toledo

Ramiro (Octavio’nun Ağabeyi): Marco Perez

Daniel ( Mankenin Sevgilisi) : Alvaro Guerrero

Etiketler: , , ,

Yorum yapın


SEO Powered by SEO Boost from PcDrome.