Scarface (1983)

Yönetmen : Brian de Palma

Al Pacino : Tony Montana

Steven Bauer : Many Ribera

Michelle Pfeiffer : Elvira Hancock

Mary Elizabeth Mastrantonio : Gina Montana

İmdb puanı :8.0/10

Tony Montana ve kötülük / iyilik bilinci üzerine bir deneme

Scarface arabesk bir film. Kadrosuna zayıf diyemeyiz çünkü kadroda iz bırakacak Al Pacino dan başka eh biraz Steven Bauer… Geniş ve parça hikayeli bir senaryoya ihtiyaç da yok aslında bu film için. The World is yours özdeyişiyle yola çıkıp içinde bulunduğu sistemdeki tüm hiyerarşik silsileyi ayakları altına alabilen gözü kara bir adamın sonu belli hikayesi Scarface. Hikayenin sonunun belli oluşu, Tony Montana’nın başından beri “bu işleri” amatörce yapıyor olmasındandı. Bu konuya sonra değineceğim.

Castro’nun, sözüm ona isteyen vatandaşının Amerikadaki akrabalarını görmeye gidebilmesi adına Mariel Limanını açmasıyla Amerikaya gelmiştir Tony Montana. Suçlular, kötü adamlar cephesindendir. Adam kaldırma, yaralama, öldürme gibi ayak işleri yapmıştır. Binlerce sabıkalının yanı sıra artık O da suç cenneti Amerikadadır. Uyuşturucu piyasasında ufak tefek işlerle başlar. İlk işinde bile nasıl bir gelecek düşlediğinin ipuçlarını vermektedir. Birileri tarafından planlanmış her işte raconu bozar. Kendi kurallarını işletir. Tony Montana kötü işlerin tamamını sevk ve idare edebilecek tüm donanıma sahiptir. Duygusuz görünme, had safhada güvensizlik, sövgü dolu bir ağız, mangal yürek, cahil cesareti… Üzerine kötülük bina edilebilecek her şey Al Pacino’da var. Ah! Al Pacino mu dedim! Evet bilerek yaptım. Onun filmografisinden konu açabilecek donanımım henüz yok ancak Montana’yı Al Pacino’dan ayrık düşünemiyorum şu an. Kısaca bu rolüyle Al Pacino’nun “aşmış” olduğunu düşünmekteyim.

Kötülük ve iyilik bilinci demişken, kötü adamın deklare ettiği sistem dahilindeki tutarlılığına değineceğim. Ve o adamın ihtirasları peşinde bir yol kat ederken yüzleri maskeli, mısmıl, sünepe “iyi”lere boyuna sövecek cesareti nereden bulduğunu ifade etmeye çalışacağım. Pazarladığı kokaini, eroini hep kötü tarafındaki adamları mı kullandı, tüketti yani?? Ve en sonunda, ben sahici bir kurdum diyen her kurt yalnız ölür diyerek lafımı bitireceğim.

Basiret

Bu naif sözcük Ona yakışmasa da son derece basiretlidir. Bu özelliğe, yaptığı işe ve hedeflerine biteviye kilitlendiği için, Onu yolundan alıkoyacak ve paradigmasının dışındaki hiçbir şeye tevessül etmeyerek sahip olmuştur. Kim gerçekten güçlüdür, kimin altı kof, kim hain kim sadık bilir. Tony Montana son raddeye kadar ayakta kalabilmiş olmasını en çok bu özelliğine borçludur.

Cesaret

Zayıf insan hep daha fazlasını verebilir. Zafiyetleri ustalıkla kullanma becerisi ve arabesk duruşuna yakışan cahil cesareti Ona hem kapıları açmış hem de kendi sonunu hazırlamıştır.

İhtiras

Tony Montana’yı var kılan, varoluşsal bağlamda, gerçekleyen / gerçekleştiren özelliği budur. Bütün dünyayı istemektedir. Ona göre başı ezilemeyecek yılan yoktur. Korkak, tırsak, zor anında köpekleşebilecek bir varlıktır insan. Bu ihtirası yönünde etrafındaki herkesi eşya gibi kullanmaktan çekinmez. Az biraz palazlandığı döneminde, yıllardır arayıp sormadığı annesine gidip de anne oğlun artık saygın bir adam oldu gibi laflar edip, işte al sana bin dolar deyip filmdeki, ilkeli bir duruşa sahip tek iyi karakter olan annesini satın alabileceğini düşünmüştür. İlkeli anne / beş para etmez kötü çocuk anlatımı veren bu sahne filmin çok iyi bir özeti sayılabilir.

Tepki

Tony Montana annesi gibi bir “delikanlı”ya rast gelmemiştir. Filmin anlatısı içinde annesinden başka böyle bir insan da yoktur, altın değerindedir. Bir mücevherdir. Tıpkı kız kardeşi Gina Montana’yı (Mary Elizabeth Mastrantonio) böyle bir iyilik tözü içerisinde düşlediği gibi. Kız kardeşine olan saplantısı buradan gelmektedir. Gina’nın gün gelip de kötü insanlarla birlikte yiyip içebileceği, şehirdeki kötülüğe ucundan daha olsa bulaşabileceği düşüncesi Tony’yi çıldırtmaktadır. Ve böylelikle, Tony Montana tepkinin de insanıdır. Onu, iyi insanlar olarak geçinenlerin içindeki şiddet ve şiddeti dışa vurabilme güdüsünün bir yansıması olarak düşünüyorum. İyilik / kötülük bilincinden kastım budur. Herkesin kaypak, herkesin ortalama bin dolar ettiği dünyada oturup iyi insanı oynamak… Tony Montana biraz da bunun sorgusudur. Yani bozuk dünya, Tony Montana’nın içinde hazır bekleyen kötülük ırasını hızlı bir biçimde fiile dönüştürmüştür.

2″>İyilik Cevheri mi? İş Ahlakı mı?

Uyuşturucu şebekesini deşifre edeceğini duyuran bir bürokratı öldürmek için plan yaptığı sırada plan aksar. Bomba koydukları arabaya bürokratın iki küçük çocuğu da binmiştir. Planın büyük ortağı Sosa’nın (Paul Shenar) adamı bu işten hiç paysınmaz. Yani çocuklar da ölecekmiş neyine onun. Ve bu sahnede, bir kötülük şebekesi olarak Sosa ve ekibinin profesyonel olduklarını, Tony Montana’nın bu kafayla giderse bu işin sonunu getiremeyeceğini görüyoruz. Burası çok önemli; Tony Montana o çocukları öldüremeyecek birisi olarak hala “amatör” olduğunu göstermektedir. Kötüdür, adidir, bir suçludur, yan yana gelinmeyecek iğrenç bir insandır ancak iyiliğe doğru bir nüve taşıdığı için bu işler için amatördür Tony. Bombalı araba sahnesi bu betimiyle kilit sahnelerden birisidir. Farklı bir açıdan, Montana’nın bu tutumu, bizdeki uyuşturucu işine girmeyen silah kaçakçısı kabadayıların tutumuna benzer. Kendi içinde garip bir açıklaması olan iş ahlakı.

Diğerleri

Kadını çok arzulayıp elde edince onu bitirmek gibi bir betim de var filmde. Ancak dar ve zayıf bir anlatım. Bu açıdan, Michelle Pfeiffer’in sergilediği mutluluğun tamamını parada, şan şöhrette, lükste aramayan; aşka, ilgiye muhtaç kadın (Elvira) rolü zayıf kalmıştır. Kardeşi Gina’nın artık gına gelip, elinde tabancayla Tony’nin yanına gelişi, benden ne istiyorsun ha! Ne yapmalıyım senin için! O zaman hadi bana sahip ol, bunu mu istiyorsun gibi tırlatmış sahnesi de dehşet bir sahneydi. Ancak Gina abisini anlayamamıştır. Ayrıca üçüncü sınıf şebeke organizatörü, zayıf karakterli Manny Ribera gibi, filme tutunabilen bir karakteri Steven Bauer iyi oynamıştır diyebiliriz.

Sonuç

Tony Montana beş para etmez bir suçludur. Paraya ve parayla alınabilecek her şeye sahip olma hırsıyla yaşar. Etrafındaki insanlardan bir tanesi bile mutlu değildir. Ancak O, iki küçük çocuğu bile öldürememiştir!?. Salondaki iyilere karşı haykırdığı; benim gibi bir kötülük abidesini bir daha göremeyeceksiniz ironisiyle bizi iğneleyen, yalan söylerken bile, yalan söyleme işini doğru dürüst yapan amatörün tekidir. “Amatör“ olduğu için Sosa gibilerin karşısında bir saman alevi gibi parlayıp sönmüş bir adamdır. Akıllardan çıkmayacak o sonda (ending), kurşunlar göğsünü delip geçer ve beni yok edemezsiniz piç kuruları! diye bağırmaktayken bir profesyonel tarafından The World is yours yazısını çaktırdığı havuzuna gömülür. Kim kazanmıştır dersiniz?

-elvira : “Can’t you see what we’re becoming, Tony? We’re losers. We’re not winners, we’re losers.”

Etiketler: , , , , ,

Yorum yapın


SEO Powered by SEO Boost from PcDrome.