In Bruges (2008)

11 Aralık 2009

In Bruges (2008)

Martin Mcdonagh’ın senaryosunu yazıp aynı zamanda yönettiği In Bruges filmi, basit ve bilinen konusuna sıkışmaktan kurtulmuş keyifle izlediğim bir film. Colin Farrell, Brendan Gleeson ve Ralp Fiennes filmin baş oyuncuları.
Ray (Colin Farrell) ve Ken (Brendan Gleeson) Harry Waters (Ralph Fiennes) için cinayet işleyen iki kiralık katildirler. Bir cinayet sonrası bu ikilinin saklanması gerekmektedir ve Harry onları Brüje gönderir. Harry’nin asıl amacı, son işinde bir çocuğun ölümüne sebebiyet veren Ray’i ortadan kaldırmaktır. Bu iş için de Ken’i görevlendirir…
In Bruges (Brüjde) üç ayrı kötü adamın, üç ayrı vasfı üzerine bina edilmiş. Birincisi Ray’in üzerindeki bu işlerin adamı olmamasından dolayı ortaya çıkan bir çocuk katilinin “vicdan azabı” hali. İkincisi Ken’in yaşadığı itaat ve merhamet çatışması ve son olarak Harry Waters’in prensiplerine bağlılığının verdiği taassup. Bu üç temel mefhum etrafında yine bir takım metafizik değerlerin insandaki tezahürünü irdeliyor Martin Mcdonagh.
Filmin dikkat çekici bir yönü ise, İki kötü adamın (Ken ve Harry Waters) gözünden kentin mimarisine, tarih dokusuna göndermeler yaparak çok derin estetik mülahazarda bulunulması, böylelikle üst-estetik görgüyü kötülük peşindeki bilinçlerden sunarak deyim yerindeyse onu nötürleştirmesidir.
Ray gerçekten bu işlerin adamı değildir. Üstünde gençliğinin vermiş olduğu yaşam arzusu sürmektedir. Brüjdeki kuleyle, ikonalarla, taş döşemelerle ilgilenmiyor olması, şehirdeki bir kıza aşık olması bundandır. Harry, bir kiralık katilin hafızaya sahip olmaması gerektiğini bilmekte ve Ray’in yaşamaya devam etmesi halinde kendisinin de er geç deşifre olacağını düşünmektedir. Böyle olmasa dahi Harry şiddetli bir prensip savunucusu olup kötü adamların mutlak kötülük dairesinde olmadıklarını, çocuğun ölümü karşısında almış olduğu tavırla izleyiciye göstermiştir. Ve izleyici böyle durumlarda kötülük kavramını sorgulamaya başlar… Ken ise dibine kadar katil, böyle olduğu kadar ise özde merhamet sahibidir. Brendan Gleeson’un, gözünden yaşam feri alınmış o donuk ve anlamlı bakışlara sahip katil rolünü oynayışı mükemmeldi. Ken, Brüjü kuleden seyrederken izleyici Ken’in yüzünde; kötülük, aidiyetsizlik, sanat, estetik, ahlak ve vicdan gibi kavramları iç içe geçmiş bir harman gibi görür. Harry Waters, Ken’in kendisini Ray’e feda edeceğini gördüğü halde taassubu Ken’i öldürmesine engel olmamıştır. Kendi ölümüne de… Vicdan ve prensip… bu iki kavram farklı şekillerde subjelerinin kendi kafalarına silah dayamalarına sebep olurlar filmde. Ken’de merhamet gibi üçüncü bir duyguyla ölümü kendi gözünde küçültmüş onu bir hiç durumuna getirmiştir. Ufacık bir yardım için bile olsa canı çıkmadan kuleden aşağıya kendisini bırakması en baştan ölümü yutmuş olmasından olsa gerektir…
Vicdan, prensip, merhamet, adalet, hakkaniyet, rikkat gibi olgulara, kaynaklanacakları bir orjin belirlemek elmayla armudu toplamak gibi bir şey. Sinemanın geçmişinde In Bruges filminde olduğu gibi bir takım kavramların subjelerini ters çevirerek izleyiciye yeni değer alanları açan örnekler fazlasıyla mevcuttur. Hatta 2007 senesinde bu tarz bir moda oluştuğunu söylemek mümkündür; No Country for Old Men (2007) filminde kötü karakter Anton Chigurh’un (Javier Bardem) prensipler üzerine verdiği felsefe dersleri, yine 2007 yapımı 3:10 Yuma filminin baş kötü adamı Ben Wade’in (Russell Crowe), finalde kendisini kanuna teslim etmeye çalışan topal bir çiftçinin nihai arzusunu gerçekleştirmesine izin vermesi, ve Serdar Akar’ın Barda filminde Selim’in (Nejat İşler) ağzından dinlediğimiz hakkaniyet edebiyatı kavramsal ters yüzlere örnek olabilir.
Sonuç olarak; Carter Burwell’in gerçekten iyi müziği eşliğinde keyifle izlenesi, ikinci kez izlenesi bir film In Bruges. Ralp Fiennes benim yakın takibe aldığım bir oyuncu. Schindler’s List (1993) filminde tutkulu, psikopat alman subayının kıza dokunuş sahnesi, Spider (2002) filminde annesinin mezarına kapandığı sahne, Red Dragon’da (2002) ‘Open your eyes’ repliği ve o sapkın bakışları… (The Constant Gardener filmindeki diplomat rolünü geçiyorum) ve son olarak yarısından sonra filme dahil olduğu In Bruges’de film çekimindeki cüce oyuncunun ölümüne neden olduğu andaki yüz ifadesi benim için unutulmaz oyunculuk örnekleridir. Yalnız In Bruges filmindeki en iyi notum da hiç kuşku yok ki Brendan Gleeson’a gitmiştir…


SEO Powered by SEO Boost from PcDrome. Play Online Correspondence Chess chess online